Öne Çıkan Yayın

Kaplumbağa Terbiyecisi Üzerine

Sevgili blog okuyucuları, Hayatımızda en az bir kez de olsa birçoğumuzun yaptığı ve bunu yapmaktan keyif aldığı bir etkinlik ya da özel bir hobiden bahsedeceğiz.  Bahsedeceğimiz şey; adına çoğunlukla  yapboz  denilen ya da İngilizceden dilimize biraz değiştirilerek aktarılan pazıl (İngilizcesi:  puzzle) etkinliğidir.   Bilindiği üzere yapboz , herhangi bir fotoğraf ya da resmin  tamamı ve ya bir kısmının ufak parçalara bölünmesiyle oluşan; parçalanmış bu resim ya da fotoların tekrar birleştirilmeye çalışıldığı " oyuncak " kategorisindendir. Bu oyunun zorluğu, parça sayılarının çokluğuna göre belirlenmektedir. Fakat sayıca az olup da renklerdeki detaylar sebebiyle zor olan modeller de vardır. Bize göre en üst seviye ise genelde hem parça olarak sayıca fazla olan hem de tek rengin farklı tonlamalarına sahip yapbozlar olsa gerek. Açıkçası bu tip durumlarda daha fazla zorlandığımızı düşünüyoruz.  Buradaki rakamları doğru okuyanlar renk körlüğü sıkıntısı çekmemektedirler. Sizler n

Sizce Ne Meslek Yapıyor Olabilirim? (At Last! My Pro is...)


Son Perde: Kendini Gerçekleştirmek


Resim: Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Sizce ne meslek yapıyorum? sorusunun anlatıldığı yazı serisinin sonuna geldik. Önceki yazı için (2. Yazı) ve (1.Yazı) TIKLA!

Vakti zamanında can sıkıntısından sırf lisans diploması olsun belki ileride işime yarar, lazım olur diye üniversitenin işletme fakültesine kaydolmuş ve bitirmiştim. Hobi olarak elektronik, robotik ve bilişim dünyası dışında bu diploma sayesinde başka şeyler de yapabilirim umudunu taşıyordum. 

Malumunuz elektronik dünyasının hızına ayak uydurmak çok zor. Yaş ilerledikçe ne yapacağız? Belki masa başı işler yaparız dedik kolları yeniden sıvadık. İşletme lisansından sonra Sosyal Politika’dan Yüksek Lisans da yaptık. Bu eğitimleri de heybeye kattık.

Bu yüksek lisans eğitimi boyunca neler öğrendik neler: kamu yönetimi, iktisat, çalışma ekonomisi, sosyoloji ve felsefe, araştırma yöntemleri... Açıkçası elektronik dışında  aldığım bu birbirinden farklı derslerden de büyük keyif almıştım. 

Anladım ki ben bilgiye açlık duyanlardanım. Yüksek lisansı tezli olarak hem de "saha araştırması" olacak bir konu ile “Toplu KOnut İdaresi (TOKİ)” üzerine yaptım. Bu bile bambaşka bir deneyim oldu benim için.

Bu sırada elektrik, elektronik, bilişim, mekatronik ve öğretmenlik meslekleri derken yüksek lisansı da bitirdikten bir süre sonra emekliliğe ayrılmaya karar verdik.

Tüm bu anlattıklarımdan başka geçmişten bugüne kadar aslı mesleğim hariç hobi olarak ufak tefek şiir ve hikâyeler de yazıyordum. Anlayacağınız kafam kadar elim ve duygularım da meşgullerdi, hiç boş durmuyorlardı! 

Belki ileride çocuğuma, torunlarıma yaşadıklarımı, duygularımı, hatıralarımı, okuduklarımdan çıkardığım özetlerimi hediye olarak bırakırım diye umut ediyordum. Yazdığımız bu hikâyeler, şiirler nevinden bazı şeyler evin bir yerlerinde dağınık halde defter ve ajandalar arasında bulunmaktaydı.


Sonra  ailece bir karar daha aldık. Daha doğrusu alındı :) "hangi mesleği yapacağıma" artık evdekiler karar veriyorlardı. 

Üniversitelerin doktora programına müracaat edilecek ve bu süre zarfında evin bir yerlerinde bulunan yazılar, şiirleri hikâyeler de toparlanacak, düzenlenecek ve bunlar bir Blogda ya da internet sayfasında yayınlayarak eski öğrencilerimize, meslektaşlarımıza ya da sosyal medyadaki herkese yarar sağlayacaktık. 

Maksadımız şimdiye değin yapılan çalışmalar heba olmasın. Ne de olsa "bilgi paylaştıkça güzel" :)


İşte bu noktada bir arkadaşım “internette online olarak ücretsiz sertifikalı dersler veriliyor bir bakmalısın” demesiyle yepyeni bir macera daha benim için yeniden başlamış oldu. 

Kolları son bir kez daha sıvadık, enstitüde verilen kursları heyecanla aradık-taradık ve istediklerimizi bulduk. Karşımda "Blog Yazarlığı" kursu duruyordu. Hemen bu derse kayıt oldum. Böylece benim için belki de son ve yeni bir macera başlamış oldu. 

Blog yazarlığı, şimdiye kadar anlattığım şiir, hikâye vs. yazılarımı paylaşabilmek, mesleki tecrübeleri aktarabilmek adına hayalim olan bir şeydi. Fakat şu anda ben nereye doğru gittiğimi inanın ki bilmiyorum. 

Vücut ve kafam bu kadar şeyi kaldırır mı onu da kestiremiyorum? Kızım bile “baba senin amacın nedir?” diye sormaktan kendini alamıyor. Sonra hem kendime hem de sizlere şu soruyu sormak geçiyor içimden:

Ben, şimdiye kadar ne iş yaptım ve bundan sonra ne yapmak istiyorum?


Cevabını ise sizin adınıza kendim vereyim, şimdiye dek tüm saydığım işleri samimiyetimle söylüyorum çok rahatlıkla yaptım ama şu anda yapmaya çalıştığım blog yazarlığının zorluğunu ve önemini yeni yeni anlıyorum.

Blog yazarlığı derslerinde aldığım not, yayın ve ödevler beni sınavlarından geçirmiş olsa da inanın gerçekte sosyal medyada bir yer edinebilecek miyim? ya da kendimi kabul ettirebilecek miyim? inanın hiç bilmiyorum. 

Bildiğim tek şey, gecenin bir yarısında sizler evlerinizde uyurken ben, aldığım eğitimlerin sonucu bu blog denemelerimi yazmaya çalıştığımdır, demek ki doğru yoldayım diye kendimi avutuyorum.  

Tüm bu çabalama esnasında ise içimdeki bir ses bana “yazacağın blogları acaba gerçekten birileri okuyacak mı?” diye merakla sormayı sürdürmektedir. 

Bilmem sizce başarabilir miyim, ne dersiniz?



Tolga Oral, 25 Aralık 2018.