Öne Çıkan Yayın

Kaplumbağa Terbiyecisi Üzerine

Sevgili blog okuyucuları, Hayatımızda en az bir kez de olsa birçoğumuzun yaptığı ve bunu yapmaktan keyif aldığı bir etkinlik ya da özel bir hobiden bahsedeceğiz.  Bahsedeceğimiz şey; adına çoğunlukla  yapboz  denilen ya da İngilizceden dilimize biraz değiştirilerek aktarılan pazıl (İngilizcesi:  puzzle) etkinliğidir.   Bilindiği üzere yapboz , herhangi bir fotoğraf ya da resmin  tamamı ve ya bir kısmının ufak parçalara bölünmesiyle oluşan; parçalanmış bu resim ya da fotoların tekrar birleştirilmeye çalışıldığı " oyuncak " kategorisindendir. Bu oyunun zorluğu, parça sayılarının çokluğuna göre belirlenmektedir. Fakat sayıca az olup da renklerdeki detaylar sebebiyle zor olan modeller de vardır. Bize göre en üst seviye ise genelde hem parça olarak sayıca fazla olan hem de tek rengin farklı tonlamalarına sahip yapbozlar olsa gerek. Açıkçası bu tip durumlarda daha fazla zorlandığımızı düşünüyoruz.  Buradaki rakamları doğru okuyanlar renk körlüğü sıkıntısı çekmemektedirler. Sizler n

AŞK YOLCULUĞU (BATINEN)

Sevgili blog okurları, 

Aşk Yolculuğunun zahiri, dış dünya ile ilgili olan basamaklarını sıraladıktan sonra şimdi geldi zor olana, İç yolculuğu anlatmaya...


İçsel yolculuk

Bu yolculuğun tek bir tarifi var mıdır? bilmiyorum. Nasıl ki her birimiz ayrı fıtratlarda yaratıldı isek bu yolculuğun da kişiden kişiye değişen dinamikleri vardır. Yalnız ilk başta öğrenilmesi gereken ortak kurallar, uyarılar da vardır. 

Tapduk Emre talebesi Yunus Emre'ye bu yolculuğun basamaklarını izah ederken "usulsüz vusül olmaz" diyor. Mealen "nereyi hedefliyor ve istiyorsan ona göre eğitim alacak, o işin kural ve kaidelerine uyacaksın" demektir. 

Örneğin; Asker ocağındasınız, düzenli traş olmaz, kıyafetiniz, ayakkabınız resmi normlara uygun olmaz ise ya da askerliğin en güzel göstergesi selam vermesini bilmezseniz olur mu? OLMAZ.

Okulda öğrencisiniz, ileride iyi bir meslek sahibi olmak istiyorsun, öğretmen tahtada bir şeyler anlatıyor ama siz arkaya geçmiş dersi kaynatıyorsunuz. Aklınız sıra anlatılanların faydası umurunuzda değil, zararı kime? Elbette SANA...

Evlendin, evde işler var yapılması gereken. Ne de olsa hayat artık müşterek. Ama sen kazak geçiniyor, ev işlerinin kadına ait olduğunu düşünüyorsun. Her şeyi eşinin sırtına atıyorsun. Sonra da güler yüz, sevgi bekliyorsun. O sevgi sana verilir mi? HİÇ SANMAM...

Bu örnekleri sonsuza yakın çoğaltabiliriz. Önemli olan tüm yaşadıklarınızda bir usül, erkanın olması gerektiğidir. Ne zaman ki bu işin kural ve kaidelerine uyarsın o zaman amaçladığın ne ile ilgili ise ona varırsın. Bilgi ise bilgi, sevgi ise sevgi. 

Yunus gibi derviş isen sırtında hırka, ağzında yalnızca lokma, ömrü hayatın nefis terbiyesi ile "bir lokma, bir hırka" misali dolaşarak sevgilini anlatmakla geçer. 

Öğrenci isen lazım gelen üç şey ile "dikkat, intizam ve çalışmakla" hayatta başarıya ulaşırsın. 

Kadavra incelemeden doktor, diş çekmeden dişçi, kaynak yapmadan usta nasıl olunmaz ise içte derinleşmeden de insan olamazsın, olsan olsan anca "bir nefeslik yaşamış ve ölmüş ceset" olursun. 

O zaman ne yapacağız?

  • Önce dış dünyada gelişen tüm olayları takip edecek, neden ve nasılları üzerine kafa yoracaksın. Yoracağın konular senin kişisel gelişimine katkı sağlayacak malzemelerden olacak. Eğer tavsiye isterseniz komplo teorileri, kahve edebiyatları, sokak jargonları ile ilgilenmeyecek, evveliyatından beri fikri eserler bırakmış, anonimleşmiş kişilerin yapıtları ile ilgileneceksin.
"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir." M.K.Atatürk
  • Unutmayın "yıkmak yapmaktan daha kolaydır". Siz siz olun yıkanlardan değil yapanlardan olun. Tarih yıkanları iyi yad etmez. Hele ki yıktığın gönül ise...

"Miskinlikte buldular, kimde erlik var ise 
Merdivenden ittiler, yüksekten bakar ise 
Gönül yüksekte gezer, dem-be-dem yoldan azar 
Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise 


Ak sakallı pir hoca, bilemez hali nice 
Emek vermesin hacca, bir gönül yıkar ise 
Sağır işitmez sözü, gece sanar gündüzü 
Kördür münkirin gözü, alem münevver ise 


Gönül Çalab'ın tahtı, Çalap gönüle baktı 
İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise 
Sen sana ne sanırsan ayruga da onu san 
Dört kitabın manası budur eğer var ise 


Bildik gelenler geçmiş, konanlar geri göçmüş 
Aşk şarabından içmiş, kim mana duyar ise 
Yunus yoldan azuban, yüksek yerde durmasın 
Sinle sırat görmeye, sevdiği didar ise 
                                                          Yunus Emre
  • Ne arıyorsan kendinde arayacaksın, dışarıda, başkasında aramayacaksın. Şimdiye kadar ne kadar bildik alim, filozof, gönül dostları varsa aynı türküyü söylemişlerdir. Seninde nakaratın onlardan farklı olmasın!

"Hararet nardadır sacda değildir
Keramet baştadır tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüste Mekkede Hacda değil

Sakın bir kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin sözünden çıkma
Eğer insan isen ölmezsin korkma
Aşığı kurt yemez uçta değildir" 
                                           Hacı Bektaş Veli
  • Hazine mi ararsın, göğe bakma, aradığın yerdedir. Onunda adı topraktır. Her şey onun içinde saklıdır. Sana en güzel yol, hem geldiğin hem de nihayetinde gideceğin  menzil orasıdır. Kısacası en sadık yarindir toprak.Unutma! 
Dileğin varsa iste Allah'tan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Hak'tan
Benim sâdık yârim kara topraktır

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah'a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır

Bütün kusurumuzu toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarımı düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sâdık yârim kara topraktır

Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sâdık yârim kara topraktır 
                                            Aşık Veysel Şatıroğlu


  • Bu kadar düşününce, tefekkür edince, aradığını kendinde aramayı öğrenince, geldiğin ve de gideceğin yeri de bilince artık geriye tek bir şey kalıyor. Bir "hiç" olduğunu bilmek, tüm bildiklerini de "bilmediğini" bilmek...

“Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.” Hz. Mevlana
  

Evet işte Blog Okurları, içsel yolculuğun daha "elifbe" sini anlatamadık ki sonuna varalım. Gerçi bir son var mı? onu da bilmiyorum. "LA EDRİ"

Herkese iyi okumalar dilerim. Blog yazılarım için: https://aglotlaro.blogspot.com 'a; Şiiler ve Güzel Sözler için: https://gonuldilekcesi.blogspot.com 'a ABONE olmayı ve yayınlarımızı paylaşmayı unutmayınız👍

Yorumlar

  1. Her şey usulünce ve kuralını uygun olarak yapılmalı. Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum yaptığınız için teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan kısa bir süre içinde yayınlanacaktır.