Öne Çıkan Yayın

Kaplumbağa Terbiyecisi Üzerine

Sevgili blog okuyucuları, Hayatımızda en az bir kez de olsa birçoğumuzun yaptığı ve bunu yapmaktan keyif aldığı bir etkinlik ya da özel bir hobiden bahsedeceğiz.  Bahsedeceğimiz şey; adına çoğunlukla  yapboz  denilen ya da İngilizceden dilimize biraz değiştirilerek aktarılan pazıl (İngilizcesi:  puzzle) etkinliğidir.   Bilindiği üzere yapboz , herhangi bir fotoğraf ya da resmin  tamamı ve ya bir kısmının ufak parçalara bölünmesiyle oluşan; parçalanmış bu resim ya da fotoların tekrar birleştirilmeye çalışıldığı " oyuncak " kategorisindendir. Bu oyunun zorluğu, parça sayılarının çokluğuna göre belirlenmektedir. Fakat sayıca az olup da renklerdeki detaylar sebebiyle zor olan modeller de vardır. Bize göre en üst seviye ise genelde hem parça olarak sayıca fazla olan hem de tek rengin farklı tonlamalarına sahip yapbozlar olsa gerek. Açıkçası bu tip durumlarda daha fazla zorlandığımızı düşünüyoruz.  Buradaki rakamları doğru okuyanlar renk körlüğü sıkıntısı çekmemektedirler. Sizler n

Bir Vagabond'un Yaşamı

Gezgin Serseriler

Sevgili blog okurları,

Bugün sizlere kitap okumalarının satır aralarında sıkışmış kalmış bir kelimeden: VAGABOND'dan bahsedeceğiz. Yani nam-ı diğer gezgin serseriler'den...

Tarihsel anlatımlarda sıklıkla kullanılan bu kelime, şu sıralar Robert Castel'in etkileyici üslubuyla çalışma ekonomisi alanında kullanılmaya başlanmıştır. 

Vagabondlar'a yani serserilere "aylak, işsiz güçsüz, lüzumsuz" denildiği de olmuştur. Robert Castel, Ücretli çalışmanın tarihçesinde bu konuya ayrı bir önem vererek, proleteryanın atasını oluşturduğunu söylemektedir. Yani işçi sınıfının...

İngiliz tarihi, endüstri devrimi kadar tarihsel anlamda feodalite, krallık, haçlı seferleri, ekonomi politiği alanında yaşananlar gibi bir dizi tarihsel serüvenler ile doludur. 

Tüm ülke topraklarında soyluların (kral, senyör, kilise, şövalye) yanında serfler (lorda bağlı olarak toprağı işleyen  yarı köle-yarı özgür çiftçiler), dilenciler ve de konumuz olan gezgin serseriler (vagabondlar) bulunmaktadır. Yani anlayacağınız her şey o kadar da güllük gülistanlık değildir.

Peki nedir bu "gezgin serserilerin" olayı? 

Bunu şu şekilde izah edelim. Ne serfler gibi feodal beyin topraklarında çalışmayı ne de dilenciler gibi yaşamayı arzu etmektedirler. Çünkü dilenciler ileride anlatılacağı üzere yasalarla belirlenmiş bir mekana kapatılmaktadır (Michael Fauchault'un Büyük Kapatılma eserini tavsiye ederiz). 

Oysa ki Vagabond'lar (serseriler) tamamen özgürce, özellikle hiç bir şekilde çalışmayı arzu etmeden yaşama peşindedirler. Maksat macera, oradan oraya takılma vs. durumudur. Bunlar sizinde hatırlayacağınız gibi Cesuryürek (Bravehearth) filminde geçen gerçekte yaşayan bir karakter olan William Wallace ya da bir diğer filmdeki Robin Hood'ların ortaya çıkmasına da sebebiyet verecektir. Yani asi, haydut ya da Eric Hobsbawm'ın ifadesi ile Sosyal Eşkiya'ların...

Yasalar bu gezginlerin durdurulmasını başarabildi mi peki? Kısmen. Krallık  o kadar dilencilik, yoksulluk ve özellikle de bu vagabondlarla mücadele etti ki; çıkarılan bazı yasalarda önce bu takımları "kapatma evleri" ne hapsetme, angarya çalıştırma sonrasında itiraz edenleri asma yoluna kadar gitti.

Burada kimin hangi döneminde ne kadar kişiyi tecrit ettiği, angarya çalıştırdığı ya da öldürdüğünden (sayısal istatistikler) bahsetmeyeceğiz fakat sadece konunun anlaşılması için şunu belirtebiliriz. Örneğin, 1768-1772 yılları arasında 111.836 kişi nezarethaneler atılmış, 1132 kişi kürek cezalarına (angarya) çarptırılmış, hijyenden kaynaklı kapatma cezalarında 1768-1772 yıllarında 21.339 kişi ölmüştür. 

Özellikle 1547 yılında çıkarılan bir krallık yasasında bu serseriler için  "aylak ve serseri olan kişiler topluluğun işe yaramaz üyeleridir, daha doğrusu kanunun düşmanlarıdır" diyerek kendilerini damgalama yoluna sıklıkla başvurarak, kamu gücünü sonuna kadar  kötüye kullanmıştır. VI.Edward 3 günden fazla aylaklık eden herkesin yakalanması talimatını vermiştir. İlerleyen yüzyıllarda gezgin serseriler hakkında daha ağır yasalar ve cezalar layık görülecektir. 

Bu gezgin serseriler ya kanunda belirtilen evlerde "angarya çalışmaya mahkum" edilecek ya da verilecek cezaya razı olacaklar. Başka da çıkış görünmemektedir. Aslında tüm sorun oradan oraya, bölgeden bölgeye geçiş yapmalarını engellemeye çalışmaktır. Çünkü sorun çıkaranlar olarak görüldüklerinden kamunun düşmanı ilan edilmektedirler. Bu durum ilerleyen yüzyıllarda kapitalist sistemin itiraz edeceği hale getirilecektir. Çünkü sistem işgöçünü, mobiliteyi arzulamaktadır. (Sömürgelerden getirilen köleleri hatırlayınız )

Dilenciler ya da yoksullar hakkında çıkarılan yasalar ile bilhassa ikamet bölgelerinde bulunma şartı sayesinde "kapatma" yoluyla topluma entegre edilmeye çalışılmakta, "ehilleştirilmekte" iken bu "gezgin serserilere bu işlem bile çok görülmektedir. Çünkü asilikleri yüzünden (ya da öyle düşünüldüğünden) ya sürgün ya hapis ya da ölümleri istenmektedir. 

İşin en kötüsü, bu kişilere verilecek "ölüm cezası" onlar için bir kurtuluş reçetesi olarak görülmesidir. Neden mi? çünkü o dönemin ağır yaşam koşullarında ölmek, yaşamaktan daha tercih edilir bir sebeptir. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bu serseriler, kendi dönem idarelerinin baş belalarıdır! Gezgin  serseriler yaşasalar ya angarya çalışacak -bunu nefes almadan çalışma olaraktır, günümüzdeki gibi 7,5-8 saatlik çalışma gibi değildir-   ya da yoksullar, dilenciler gibi kilise bölgelerinde (parish) olsalar hem çalışacak hem ağır ibadetler yapmak zorunda bırakılacaktır. Üstüne üstlük Avrupa'da o yüzyıllarda, "kara ölüm" denilen salgın hastalık veba kol gezmektedir. Nereden baksak gezgin serseriler için iyi bir seçim yoktur.

Hepsinden kötüsü, "gezgin serseriler" özgürlüklerine düşkünlükleri yüzünden çalışmak istemedikleri (angarya dahil) için alınlarına kızgın demirle Vagabond anlamında büyükçe bir "V" harfi vurulmuştur. Vandetta filmindeki V işareti gibi düşünün. 

Peki sonuçta ne oldu? bu işsiz güçsüz, aylak takımı olan vagabondlar sayesinde bugün keyfini sürdüğümüz bir hayatı yaşıyoruz? Nasıl derseniz, sayelerinde "düşünecek" o kadar çok zamanımız olmuş ki keşifleri, bilgileri ve kulaktan kulağa anlattıkları hikayeler sayesinde: belki de bildiklerimizi, bilim dediğimiz şeyin nüvelerini onların sayesinde gerçekleştiğine inanılmıştır. Bunu biz değil bizzat araştırmacılar söylüyorlar. Merakınızı arttırabildikse size, Bertrant Russell'ın "aylaklığa övgü" isimli mutlaka okumanızı tavsiye ederiz.

Peki bunları niye anlattık? Genellikle kelimelere ve onun anlamlarına ve de yüklendikleri misyonları öğrenmeye bayılırız. Hayatı baştan yaşamak gerekse "etimoloji" dersi almayı çok isterdim. Kelimelerin arasında kaybolabilmek için...Bayılıyoruz kelime derinliklerine... 

Aşağıdaki gurubu (Eric Fish- Vagabond) bu yazı sayesinde keşfettik. Şarkının sözleri ve felsefesi bizlere çok anlamlı geldi. Mutlaka dinlemenizi ve sonra da Bob Seger'den "turn the page" yaparak, kendinize gelmenizi  :)) arzu ederiz. Bu kadar entellektüel bilgi yeter sanırım. 
Herkese iyi okumalar dilerim.


Blog yazılarım için: https://aglotlaro.blogspot.com 'a; Şiirler ve Güzel Sözler için: https://gonuldilekcesi.wordpress.com 'a ABONE olmayı ve yayınlarımızı paylaşmayı unutmayınız��

Yorumlar

  1. mutlaka VAGABOND yazısını okuyun kendinizde bir şeyler bulacaksınız...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorum yaptığınız için teşekkür ederiz. Yorumunuz onaylandıktan kısa bir süre içinde yayınlanacaktır.